31 Aralık 2016 Cumartesi

Gönüllülük boş zamanlarda yapılacak bir şey değildir


Sene 2014. İlk KHLO seminerim.
Meslek Yüksekokulu öğrencileri ile birlikteyim. Seminer başladı. Söyleyeceklerimi unutuyorum, konuları bağlayamıyorum, ter içinde kaldığım çok zor anlardı.
Seminer bitti. Katılan herkesi uğurladım tek tek. Sonra bir koltuğa yığıldım ve seminer değerlendirme formlarını okumaya başladım. İnanamadım...
Bu iş bu haldeyken bile bu kadar etkiliyse, semineri tam verdiğimde neler olabileceğini hayal ettim. Ve o gün bir söz verdim kendime. Ahmet, bu işin güzelliğine kapılacaksın, gitmek isteyeceksin her yere, sonra yoruldum diyeceksin, işte bunu deme.. Bu yüzden haddini bil ve bir düzen kur kendine. Haftanın yarım günü olsun dedim. O günden beri elimden geldiğince bu sözümü tutmaya çalışıyorum.
Bize bunu aslında Gökhan Okçu hocamız öğretmişti. Bir de vefayı öğretti bize. Fedakar dedi, Cefakar dedi, Fedakar dedi. Sonunda hep kâr vardır bunların dedi. Canla başla uğraştılar bizimle. Gökçe Ateş hocam, sunum demosundan sonra iki dolu sayfa verdi bana düzeltmem gereken yerlerle ilgili. Hala hatırımda dün gibi.
Bunu neden paylaşıyorsun derseniz, yaptığımız işin ne kadar önemli ve ciddi olduğunu kendimize hatırlatalım diye paylaşıyorum. Ağzımızdan çıkan her söz ve hareketimiz o kadar önemli ki. Hele hele küçük yaş gruplarında. Sizi ilgiyle dinlemeye başladıklarını gördüğünüzde söylediklerinizde daha dikkatli olmaya başlıyorsunuz zaten.
Gönüllülük, boş zamanlarda yapılacak bir şey değildir dostlar. Ciddi emek ve zaman ister. Bir arı gibi, pardon bir uğur böceği gibi :) her gün bir tuğla daha eklemektir gönülden olabilmek. Oradan çıktıktan sonra da onları düşünmektir.
Kaç kişiye seminer verdiğin değil, kaç kişiye dokunabildiğine bak sen.. Seni dinleyene anlatması kolay. Mesele dinlemeyenin ilgisini çekebilmek. Çünkü esas problem o zaten !!! Dinlemediği, öğrenmediği, gelişmediği için bu halde.
Böyle bir aileye (Uğur Böcekleri) sahip olmak çok değerli. Ama şunu da unutmamak lazım; Besim hocamızın dediği gibi; mesele sahip olmak değil, sahip çıkmak!
Tüm Uğur Böceklerine gönülden bir böcük selamı gönderiyorum.
Yeni yılda yeni güzel işlerde buluşmak dileğiyle.

18 Ekim 2016 Salı

Bir Anlamı Olsun


Her işe yetişeceğimizi sanırız. Her konuda uzman olabileceğimizi ve fikir yürüte- bileceğimizi düşünürüz. Gelişmek isteriz, öğrenmek isteriz, daha iyi olsun isteriz. Yalnız bu gelişimin bizi nereye götüreceğini genellikle ölçemeyiz. Nihayetinde varmak istediğimiz bir yer vardır ama ilk başta düşündüğümüz ve olmak istediğimiz yer mi değil mi, bunun bile farkına varamayız. Ondan sonra da kendimize şöyle deriz: “Seneler geçmiş be arkadaşım, vakit ne kadar hızlı ilerliyor…”

Vakit geçip gidiyor, ama benim istediğim gibi mi? İçinde ben var mıyım? Benim görmek istediğim o anlam var mı hayatımda?

Halbuki bir insan, kollarını şöyle bir açsa ve kendi çevresinin ne kadar yer kapladığını bir görse.. Çapımız kadardır hareket alanımız, haddimiz kadardır yapabileceklerimiz. Elbette birçok iş yapmak, kendimizi gerçekleştirmek istiyoruz, üretmek istiyoruz, daha iyi olsun daha güzel olsun istiyoruz. Ama bunu yapabilmenin sırrını “BİZ” olduğumuzda yapabileceğimizi hala anlayamadık. BEN istersem değil…

Bu yüzden kollarımızı kaldırıp ellerimizi diğer güzel insanların elleriyle birleştirerek çevremizi ve yapabileceklerimizin sınırını genişletmeliyiz. BİZ olmayı da unuttuk..

Zannediyorlar ki bir ekibi yönetenler; “Ben varsam bu ekip var”. Halbuki o ekip olmasa sen de olmazsın. O ekibin elinden tutup BİZ diyemiyorsan, o ekip de ekip olamaz zaten. BİZ olduğunu hissedebilmesi ve kendini oraya ait olduğunu bilmesi gerekir. O yüzden, yönetici veya işveren danışanlarım olduğu zaman, “Ekibiniz kadarsınız arkadaşlar” diyorum onlara. Sizin bir yerlere gidip, araştırmalar yapmanız, öğrenmeniz tabi ki önemli. Ama eğer o ekip sizin öğrendiklerinizi öğrenemezse ve siz onlardan sizin gibi düşünmelerini beklerseniz, sonuç hüsran olur.

Herkes haddini bilecek. Herkes yapabileceklerini ölçecek, tartacak. Uzman olmak istediği konuyu belirleyecek ve o konu üzerinde çok çalışıp, derdi hep birlikte üretmek olacak. Hepimiz yerine getirmemiz gereken bir görevimizin olduğunu anlamalıyız. Yaşam amacımız olmadan hayata anlam katamayacağımızı, bu amaç için mücadele etmenin değerini ve o mücadelenin aslında hayatımız olduğunu göreceğiz hep birlikte. BİZ olabilmenin erdemini..

Yazıda gördüğünüz fotoğrafı bu yüzden ekledim. Farkında olacağımız bir hayatın şifresi belki de, demiş ki Aamir Khan: “Hayatının amacını, mutlu olduğun yerde ara.”


Güzel günler sizinle olsun..